kene türlerini araştırmak maksadıyla bugün ağvaya gittim...
güzergah avcılar-edirnekapı-şile-karacaköy-ağva...
otoparktaki şu çalılardan kene sebebiyle korkuyordum, neyse ki tavuk koymuşlar otoparka, keneden eser kalmaz

...
sefaköyden benzin...
edirnekapıda şehirlik ziyareti...
ormanların arasından geçerken klimayı açmış gibi esiyor hava... bir yaz günü hiç bu kadar üşümemişttim...
geze geze 1,5 saatte şileye vardım...
şiledeki kahvaltı, sıradan bir lokantının kahvaltı tabağından farksız, halbuki köy kahvaltısı tarzı bişeyler bekliyordum...
eski deniz feneri...
dizliklerimle dalga geçeni vururum

...
plaj süper özellikle kayalıkların orası yüzmek için çok ii...
şile çıkışı böğürtlenler...
karacaköy de çok güzeldi ama vakit olmadığı için uzaktan baktım sadece, sonra tekrar gidecem işallah...
şile ağva arasını sahil yolundan gittim manzaralar süper ama virajlar çok keskin...
fış fış kayıkçı, kayıkçının küreği, hop hop eder yüreği

...
sırf şu nehirde kayığa binmek için okadar yol geldim, ortam düşlediğimden de güzelmiş...
zamana ait düşlerim... kayık benim kürek benim...
sahibinin içinde olmadığı bir evin iskelesi, sonra bu iskeleye kayığı park etmeyi başardım...
kayıkla giderken gayet güçlü kuvvetli, ormanın içinden geçen bir kaplan gibiydim
1 saat sonra dönerken ellerim nasır tuttu küreği tutamaz oldum, demekki fazla uzaklaşmamak gerekiyormuş yada eldivenle kürek çekmek lazım...
okadar yorgunluktan sonra yemek zamanı...
kene bulamadım ama burda harika bi örümcek ağı gördüm, fotoğrafta tam belli olmuyor...
dönüşte çok fena trafik vardı, durmuş 10 km hızla giden araçların yanından ters şeritte 80 100 km hızla gitmek gayet keyifliydi
istanbula yakın bir yerde itfaiye önündeki banka oturdum, az sonra içerden yaşlı bir şef geldi elinde 2 tane kapalı su ikram etti Allah razı olsun...
onca güzel doğa harikasından temiz havadan sonra yine şehrin pis havasındayım, mecidiyeköy...
yol boyunca 'rüzgargülü' adlı parçasıyla bana eşlik eden teoman kardeşimin gözlerinden öperim...