Geçen haftaki yazımda uzun uzun trafikte riskli sürüşleri ile her an her yerden çıkabilen, bazen trafik kurallarını hiçe sayarak ters yönlere, yaya kaldırımlarına dalan, ticari amaçlı motosiklet sürücülerinden bahsetmiştim.
Gerçekten kuryelerin trafikteki bu hallerinden sanırım şikayetçi olmayan hiçbir ’trafik insanı’ yoktur. Şikayetten kastım, "Asalım hepsini tek tek, hiçbiri kalmasın trafikte" şeklinde değil elbet! Motorcu motorcunun her daim dostudur bir kere! Ama dost da bazen acı söyler. Köşemi daimi okuyanlar onlara karşı ne kadar büyük bir sevgi ve saygı duyduğumu bilirler, kar-kış demeden işlerini yapmaya çalıştıkları için.
Ancak bu trafikte bir sorun teşkil ettikleri, riskli sürüş yaptıkları gerçeğini değiştirmiyor. Evet onları bazen kask takmıyorken, bazen yaya kaldırımında insanların arasında ilerlerken, bazen tek yön bir yolda karşımızdan gelirken, bazen dönülmezden dönerken görüyoruz. Hepsinde bir telaş, bir yerinde duramamazlık, bir acele... Peki ama neden? Geçen hafta uzun uzun şikayetlerimi dile getirdim, bu hafta da madalyonun diğer yüzüne bir bakalım istiyorum. Motor tepesinde ekmek parası kazanmaya çalışan motorcu dostlarımızın tarafından olay nasıl görünüyor bakın bakalım?
HADİ KOÇUM GÖSTER KENDİNİ
Kurye yani motosiklet ile teslim alınan evrak, paket vs.yi en kısa sürede teslim edilecek noktaya ulaştırma hizmetinin sektöre girişi öyle çoook eskilere dayanmıyor. Ben diyeyim 15 siz deyin 20 sene evvel bu tip bir hizmetin sektörleşme durumu yok idi. Doğal olarak sektöre ilk girenler güzel bir başlangıç yaptı. İlk kurye şirketi bundan 15 yıl kadar önce Esentepe’de kurulmuş. Hala da faaliyetine devam etmekte. Rekabetsiz, huzurlu, yeni bir sektörde bir elin parmağını geçmeyen sayıdaki kuryeler için o zamanlar günümüzdeki gibi büyük sorunlar yokmuş. Ne zaman ki bu işin çok fonksiyonel ve özellikle büyük metropollerde büyük yararlar sağlayan, pratik yönü anlaşılmaya başlandı, o zaman kuryelere de talep artmaya başladı. Talep artınca da kendine iş kolu arayan pek çok girişimci, kurye şirketi açtı. Tabi kurye şirketlerinin sayısın artması da bir rekabet ortamının doğmasına sebep oldu. Aynı dönemde benzin fiyatlarına gelen zamlar, paket taşıma fiyatlarına gelmiyordu. Yani kurye olarak çalışan ve çoğunlukla parça başı belli bir oranda ücret alan kuryeci kardeşimin, çalışma temposu aynı kaldığı sürece aldığı para azalmaya başlamıştı. Şirketler arası rekabet de kızışmaya başlayınca, parça başı fiyatlar iyice düşmeye ve bir kuryenin ilk zamanlardaki gelirini elde edebilmesi için, aynı çalışma saatleri içinde daha çok iş teslim etmesi gerekmeye başladı. Ayrıca tek iş için yola çıkartılmayan kuryeler, şirkette "Birkaç iş daha gelsin öyle çık" diye bekletilirken, ilk gelen işlerin sahipleri "Nerde kaldı kurye hala gelmedi bekliyoruz" serzenişlerinde bulununca, şirket sahibi; "Hadi
koçum, sen uçarak götürüsün şimdi hepsini, yüzümüzü kara çıkarma göriiim seni..." gazı ile kuryeyi yola çıkardığında işte ortaya o bizim trafikte acayip rahatsız olduğumuz görüntüdeki kuryeler çıkmaya başladı.
Çoğunluğu yüzde 50 pirim sistemi ile çalışan kuryeler aslında bu rekabet
koşullarında, şirketlerin ’en düşük fiyata en kısa sürede hizmet’ anlayışı ile müşteri çekme çabası yüzünden bu denli tehlikeli ve bu denli riskli motosiklet kullandıklarını söylüyorlar. İstisnalar elbette hariç. Ancak bu onlara "Heee tamam o zaman yaya kaldırımına da çıksınlar, ters yöne de girsinler" dememize sebep değil. Hafta boyunca pek çoğu ile bulduğum her fırsatta konuşmaya çalıştım. İsimleri ve firmaları bende saklı motorcu kuryelerden biri; "Ne kadar çok iş o kadar para demek her şeyden önce. Gerçekten biraz sert motor kullanıyoruz bu doğru, ama bu motorumuzu ve trafiği iyi tanımamızdan, sürekli motor üstünde olduğumuzdan dolayı kendimize olan güvenimizden kaynaklanıyor" diyor. Tamam da ya yerde yatarken gördüğümüz sayısız kurye? "Onlar da genelde otomobillerin hatalarından kaynaklanıyor" diyorlar. "Yapmayın, sizin hiç mi suçunuz yok" diyorum. "Eeee tamam, bizim de bazen sapıttığımız oluyor tabi... Bir yandan para kazanma telaşı bir yandan her gün saatlerce aynı trafikte boğuşmak" diyorlar.
SORUMLULUK ŞİRKETLERDE
Şimdi hal böyleyken şöyle de bir durum ortaya çıkıyor tabi. Ben kuryelerden trafikte şikayet ederken, evimde, iş yerimde, bir kurye şirketine telefon açıp gelmeyen evrakım için: "Kardeşim hadi çabuk hani 20 dakika dediniz 25 dakika oldu yok adam ortada" diye fırça çekiyorsam, bu benim iki yüzlülüğüm olur. Ya da paket servisi elemanları için de benzer şeyler geçerli. Onlar parça başı primli çalışmasalar da oradaki rekabette, elemanlar için pek hayra alamet değil. Hepiniz ’eğer bilmem kaç dakika içinde pizzanız kapınızda olmazsa, bir pizza bizden hediye’ tadındaki kampanyaları bilirsiniz. Yani sorunun temelinde hep bir rekabet yani para var. Şimdi ne yapsın bu kurye kardeşler? O zaman asıl sorumluluk öncelikle bu kardeşlerimizin çalıştıkları şirketlerde.
ORTAK FİYAT ORTAK SÜRELER
Bu durumda bana göre, bu ’kurye sorununun’ trafikte durması, en azından azalması için öncelikle kurye şirketlerinin bir şekilde birleşip ortak bir fiyat üzerinden ortak süreler tespit etmesi gerekiyor. Tespit edilecek sürelerin de ütopik süreler olmaması lazım elbette. Bu rekabeti yok etmez. O zaman başka rekabet unsurları girer çünkü devreye. Ayrıca rekabet ortadan tamamen kalksa bile bu yapılmalı çünkü hiçbir rekabet insan hayatının söz konusu olduğu yerde yaşayamaz, yaşamamalı! Rekabet uğruna insanları daha seri, daha hızlı motosiklet sürmeye, trafiği katletmeye zorlayan tüm şirketleri esefle kınıyorum! Bence ortak fiyat üzerinden ortak sürelerde bu işlerin yapılması, kurye arkadaşlarımızın üzerindeki baskıyı oldukça azaltacaktır. Bunun dışında elbette kurye dostumuza da sorumluklar düşüyor. Her ne olursa olsun, kendi hayatını ve trafikte başkalarının hayatını riske atacak hareketler yapması da yapmaması da en nihayetinde onun elinde. ’Efendi Kurye’ imajını oturtmak için her kurye üzerine düşeni yapmalı. Gerçekten saygı duyulacak bir iş yaptıkları ortada, o zaman hak ettikleri bu saygıyı kazanmak için çevrelerine daha duyarlı davranmalılar. Üzerlerine yapışmış bu kötü imajı silmek için onlarla beraber her türlü girişime varım. Önümüzdeki haftalarda bu konuya devam edeceğim, her türlü fikrinizi benimle paylaşabilirsiniz.
Bu haftanın başlangıç motoru; Honda CBR 125 R
Honda CBR 125, ilerde büyük ağabeylerini kullanmayı düşünen spor motosiklet meraklıları için biçilmiş kaftan. Tek silindirli dört zamanlı motoru 13.2 beygir güç üretiyor. 115 kilogram ağırlığındaki CBR, 6 vitesli şanzımanı ve disk frenleriyle sürücülerini mutlu edebilecek bir motosiklet. Kırmızı, siyah, turuncu ve repsol olmak üzere 4 renkte satışa sunulan CBR 125, başlangıç olarak keyifli makine olmasının yanında renkleri ile de özellikle bayan sürücülerin oldukça ilgisini çeken bir model.
Ayşe Şule BİLGİÇ : Hurriyet.com.tr den alıntıdır...